2 Temmuz 2013 Salı

"Gezi" izi, Ankara


Malum, "gezi" bahanesiyle başta İstanbul olmak üzere kimi yerler "işgal" edildi. Angara da bundan nasibini aldı.. Uzun süre gitmediğimiz Angara'ya 29 Haziran 2013 Cumartesi uğradık. Kızılay bölgesinde hala "gezi" izine rastlamak mümkün... 










/////////////////////////////////////////////////


Yaş Kesen Baş Keser



http://necaticavdar.blogcu.com/yas-kesen-bas-keser/13845798

Yaş Kesen Baş Keser |  görsel 1
Yaş Kesen Baş Keser |  görsel 2
Yaş Kesen Baş Keser |  görsel 3
Yaş Kesen Baş Keser |  görsel 4
Yaş Kesen Baş Keser |  görsel 5
Yaş Kesen Baş Keser |  görsel 6


YAŞ KESEN BAŞ KESER
İstanbul’da yeni düzenleme için Gezi Parkı’ndaki yetişmiş ağaçlara buldozerler ile saldırılıyor.
Sadece ağaçlar yok edilmiyor, burada kurt kuş, börtü- böcek bir âlem yok ediliyor
Bir avuç insan ağaç hakları için eylemde..

Ağaç kesmeden bir düzenleme neden yapılamıyor.
Ağaç kesenin başını keserim diyen Hz. Fatih'in izinde olduğunu iddia edenler..
Ağaç kesmekle meşgul.
Elin oğlu, ağaç kesmemek için yol güzergâhını değiştiriyor
Biz ağaçları yok ederek güya şehre hayat veriyoruz.
Bir zamanlar  Angara belediye reisi iken Aslan sosyal demokratların önde gelenlerinden   Murat Karayalçın, Güven Park’da ki  o güzelim  yetişmiş koca çınarları söker, başka yere göçürür. Sökülen yere de “tayin edildi” levhası astırırdı.
Giden gittiği ile kalır. Fakat gittiği yerde ne olurdu bilinmez.
Şimdi  tayin edile edile  bırakın Kızılay’ı neredeyse  Güven Park’da ağaç kalmadı.
….
Şimdide AKP’liler  İstanbul Gezi Parkını düzlüyorlar..
Buna da bir avuç insan karşı çıkıyor.
İktidar nimeti görenler..
Tayyip diktasından çekinenler
Hele hele Cami cemaati tümüyle suskun.

Keşke
Bir AKP'li
Bir SADET'li
Ya da MHP'li karşı çıkabilseydi.
O yüreği BDP'li göstermiş.
Ne diyelim
Sezar'ın hakkı Sezar'a verilmeli

Zira..
Taksim Gezi Parkı'nda gece yarısı başlayan yıkım çalışmalarına karşı, bölgenin kamusal alan olarak kalmasını talep eden ve gece çadır kurarak direnişe geçen gruba polis müdahale etti. Gezi parkının ağaçları tek tek sökülüyor. Son olarak, iş makinelerinin çalışmasına engel olmak isteyen grupla polis arasında arbede yaşandı. Polis grubu biber gazı sıkarak dağıtmaya çalıştı. Bunun üzerine BDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in iş makinesinin önüne geçerek kazıyı durdurmak istedi. Polislerin eylemcilere biber gazı sıkmaması gerektiğini ifade eden Önder, “Ağaçları kestirmeyeceğiz. Fakir fukaranın gölgesinin kesilmesine izin vermeyeceğiz.” 
Dedi.
POLİS BARİKATI AŞILDI Sırrı Süreyya'nın iş makinesinin önünde durmasının ardından operatör de çalışmaya son verdi. Kısa bir süre sonra da çevik kuvvet polislerinin barikatı kaldırarak parktan ayrıldığı gelen son bilgiler arasında.
……………
KIZILDERİLİ REİS SEATTLE’IN MEKTUBU
1854 yılında Kendileri gibi olmayanlara da "vahşi" diyen  ABD'nin Büyük Şef'i ( ABD Başkanı Franklin Pierce ) Duwarmish (Suquamish) Kızılderililerinin Reisi  Seattle ‘ye bir mektup yazıp Amerika’ya gelen beyaz göçmenlere toprak bulmak amacıyla Kızılderililerden, toprak ister.

Bu isteği kabul edilecek olursa Kızılderililere rahatlıkla yaşayabilecekleri bir bölgenin ayrılacağını bildirir.
Topraklarının büyük bir bölümü zaten beyazlar tarafından zorla ellerinden alınmış olan Duwarmish Kızılderililerinin Reisi Seattle,  Squamish Müzesi’nde korunmakta olan mektununda  ABD Başkanına  şöyle der:
 Yüzyıllardır halkımın üzerine merhamet gözyaşları döken şu sonsuz gökyüzü bir gün değişebilir. Bugün açık gözüken gökyüzü yarın bulutlarla kaplanabilir. Sözlerim, asla yer değiştirmeyen yıldızlar gibidir. Şef Seattle her ne söylerse, Washington'daki büyük Şef ona, güneşin ya da mevsimlerin dönüşüne inandığı ölçüde inanabilir.

Washington'daki büyük Şef bize dostluk ve iyilik dilekleriyle birlikte bizden topraklarımızı satın almak istediğini bildirmiş. Onun, bizim arkadaşlığımıza çok fazla ihtiyacı olmadığını biliyoruz.  Merak ediyoruz ki; gökyüzünü ve toprağın sıcaklığını nasıl satın alabilir ya da satabilirsiniz? Bunu anlamak bizler için çok güç.

Bir zamanlar insanlarımız bu topraklara tıpkı rüzgarda kıvrımlanan deniz dalgalarının kabuklu kuru yüzeyleri kapladığı gibi yayılmışlardı. Çok uzun zaman geçti ve o büyük kabileler artık hüzünlü bir anı oldu. Bu toprakların her parçası halkım için kutsaldır. Çam ağaçlarının parıldayan iğneleri, vızıldayan böcekler, beyaz kumsallı sahiller, karanlık ormanlar ve sabahları çayırları örten buğu; halkımın anılarının ve geçirdiği yüzlerce yıllık deneylerin bir parçasıdır.

Ormandaki ağaçların damarlarında dolaşan su, atalarımızın anılarını taşır; biz buna inanırız. Beyazlar için durum böyle değildir. Bir beyaz, öldükten sonra yıldızlar alemine göç ettiği zaman, doğduğu toprakları unutur. Bizim ölülerimiz ise bu toprakları unutmaz. Çünkü kızılderili, gerçek anasının toprak olduğuna inanır.
Washington'daki Büyük Beyaz Reis bizden toprak almak istediğini yazıyor. Bu bizim için büyük bir fedakarlık olur. Büyük Beyaz Reis, bize rahat yaşayacağımız bir yerin ayrılacağını, bize babalık edeceğini, biz kızılderililerin ise onun çocukları olacağımızı söylüyor. Bu önerinizi düşüneceğiz. Ama yine de bunun kolay olmayacağını itiraf ederim. Çünkü bu topraklar bizim için kutsaldır. Nehirlerin ve ırmakların suyu, bizim için sadece akıp giden su değildir; atalarımızın kanıdır aynı zamanda. Bu toprakları size satarsak, bu suların ve toprakların kutsal olduğunu çocuklarınıza öğretmeniz gerekecek. Biz nehirleri ve ırmakları kardeşimiz gibi severiz. Siz de aynı sevgiyi gösterebilecek misiniz kardeşlerimize?

Biliyorum, beyaz adam bizim gibi düşünmez. Beyazlar için bir parça toprağın diğerinden farkı yoktur. Beyaz adam topraktan istediğini almaya bakar ve sonra yoluna devam eder. Çünkü toprak beyaz adamın dostu değil, düşmanıdır. Beyaz adam topraktan istedigini alınca başka serüvenlere atılır.  O'nun bu ihtirasıdır ki, toprakları çölleştirecek ve herşeyi yiyip bitirecektir.

Beyaz adamın kurduğu kentleri de anlayamayız biz Kızılderililer. Bu kentlerde huzur ve barış yoktur. Beyaz adamın kurduğu kentlerde, bir çiçeğin taç yapraklarının açarken çıkardığı tatlı sesler, bir kelebeğin kanat çırpışları duyulmaz. Belki bir vahşi olduğum için anlayamıyorum ama, benim ve halkım için önemli olan şeyler oldukça başka. İnsan bir su birikintisinin etrafına toplanmış kurbağaların, ağaçlardaki kuşların ve doğanın seslerini duymadıkça, yaşamın ne değeri olur?

Bir kızılderiliyim ve anlamıyorum. Biz kızılderililer, bir su birikintisinin yüzünü yalayan rüzgarın sesini ve kokusunu severiz. Çam ormanının kokusunu taşıyan ve yağmurlarla yıkanıp temizlenmiş meltemleri severiz. Hava önemlidir bizim için. Ağaçlar, hayvanlar ve insanlar aynı havayı koklar. Beyaz adam için bunun da önemi yoktur.

Ancak size bu toprakları satacak olursak, havanın temizliğine önem vermeyi de öğrenmeniz gerekir. Çocuklarınıza havanın kutsal olduğunu öğretmeniz gerekir. Hem nasıl kutsal olmasın ki hava? Atalarımız doğdukları gün ilk nefeslerini onun sayesinde almışlardır. Ölmeden önce son nefeslerini de gene bu havadan almazlar mı?

Toprak satmamız için yaptığınız öneriyi inceleyeceğiz. Eğer önerinizi kabul edecek olursak, bizim de bir koşulumuz var: Beyaz adam bu topraklar üzerinde yaşayan bütün canlılara saygı göstersin. Ben bir vahşiyim ve başka türlü düşünemiyorum. Yaylalarda cesetleri kokan binlerce buffalo gördüm. Beyaz adam trenle geçerken vurup öldürüyor bu hayvanları sadece eğlenmek için. Dumanlar püskürten bu demir atın bir buffalo'dan daha değerli olduğuna aklım ermiyor. Biz sadece yaşayabilmek için avlardık buffalo'ları.
Bütün hayvanları öldürecek olursanız nasıl yaşayabilirsiniz? Canlıların yok edildiği bir dünyada insan ruhu yalnızlık duygusundan ölür gibi geliyor bize. Unutmayın, bugün diğer canlıların başına gelen yarın insanın başına gelir. Çünkü bütün hepsinin arasında bir bağ vardır.

Şu gerçeği iyi biliyoruz: Toprak insana değil, insan toprağa aittir. Ve bu dünyadaki herşey, bir ailenin fertlerini biribirine bağlayan kan gibi, ortaktır ve biribirine bağlıdır. Bu nedenle de dünyanın başına gelen her felaket insanoğlunun da başına gelmiş sayılır.

Bildiğimiz bir gerçek daha var: Sizin Tanrınız bizimkinden başka bir Tanrı değil. Aynı Tanrının yaratıklarıyız. Beyaz adam bir gün bu gerçeği de anlayacak ve kardeş olduğumuzu farkedecektir. Siz Tanrınızın başka olduğunu düşünmekte serbestsiniz. Ama hepimizi yaratan Tanrı için kızılderili ile beyazın farkı yoktur. Ve kızılderililer gibi Tanrı da toprağa değer verir. Bu toprağa saygısızlık, Tanrının kendisine saygısızlıktır.

Beyaz adamı bu topraklara getiren ve kızılderiliyi boyunduruk altına alma gücünü veren Tanrının adaletini anlayamıyoruz. Tıpkı buffalo'ların öldürülüşü, ormanların yakılışı, toprağın kirletilişini anlamadığımız gibi.

Bir gün bakacaksınız gökteki kartallar, dağları örten ormanlar yok olmuş, yabani atlar ehlileştirilmiş ve her yer insanoğlunun kokusuyla dolmuş. İşte o gün insanoğlu için yaşamın sonu ve varlığını devam ettirebilme mücadelesinin başlangıcı olacak.

Gündüz ve gece bir arada olamaz. Kızılderililer her zaman beyazlardan tıpkı sabah sislerinin güneşten kaçtığı gibi kaçmışlardır. Bütün bunlara rağmen, teklifinizi tartışacağız. Ve umuyorum ki, halkım bunu kabul edecek ve Büyük Beyaz Şef'in vaadettiği üzere beraber barış içinde yaşayacağız.

Böylece Ay birkaç kez daha doğacak, bir kaç kış daha geçecek. Bu geniş topraklara yerleşmiş ve mutluluk içinde yaşamış olan neslimiz, daha önce bizden daha güçlü ve daha umut dolu yaşamış insanlarımızın mezarları başında yas tutacaklar.
Ama, niye insanlarımın kaderi için yas tutayım ki? Tıpkı deniz dalgaları gibi kabileler kabileleri, uluslar ulusları takip ediyor. Bu doğanın düzenidir ve teessüf gerekmez.
Yok oluşumuz çok uzak olabilir ama kesinlikle bir gün gerçekleşecek; Son kızılderili yok olup, kabilemin hatıraları beyazlar için bir tarih olduğunda, bu kıyılar kabilemin görünmez cesetleriyle kaynaşacak. Çocuklarınızın çocukları kendilerini bir dükkanda, bir yolda, boş bir yerde yalnız olarak düşündüğünde aslında yalnız olmayacaklar.
Dünyanın hiçbir yerinde tamamen ıssız bir yer yoktur. Geceleri, şehir ve kasabalarınızın caddeleri boşalmış gibi görünse de, aslında, bir zamanlar oralarda yaşamış ve bu güzel toprakları gerçekten seven ruhlarla dolu olacaktır. Beyaz adam asla yalnız kalamayacaktır. Beyaz adamın, benim insanlarıma saygı göstermesini sağlamalısınız, çünkü; ölüler güçsüz değildir.
Ölü mü dedim?
... !
Ölüm diye birşey yoktur ki, sadece dünya değiştirir insan.

Duwarmish Kızılderililerinin Reisi
                    Şef Seattle, 1854
............////////////////////................................

Bir Ağaç, KALAS Değildir

Bir Ağaç, KALAS Değildir |  görsel 1
Bir Ağaç, KALAS Değildir |  görsel 2
Bir Ağaç, KALAS Değildir |  görsel 3
Bir Ağaç, KALAS Değildir |  görsel 4
Bir Ağaç, KALAS Değildir |  görsel 5
Bir Ağaç, KALAS Değildir |  görsel 6
Bir Ağaç, KALAS Değildir..
Bir ağaç sadece ağaç; denilip geçilen bir şey değildir.
O, oksijendir.
O, barınaktır..
O, sığınaktır.
O, yeşildir.
O, toprağa tutunmadır.
O,  hasılı bir, can komple bir hayat..Bir alemdir.

Sen bir zamanların mağduru iken, zalim oluyorsun.
Gidip şu yaz başında yuvasında cıvıldaşarak ana bekleyen yavruların, yuvasını yıkıyorsun
Sen,  buldozerlerle kendine sığınan kurdun-kuşun, börtü –böceğin mekânını yerle bir ediyorsun.
Bir avuç vicdan sahibine, gestapo taburları gönderiyorsun..
Bu zulüm, değil de nedir…?

Sen iki ihtiyarın serinlemek için dibine çömeldiği, huzura  dinamit koyuyorsun..
Sen, evimin önünde yeşil var diye umutlanan ve onca para ödeyenlerin umudunu tüketiyorsun.
Sen; oralarda aşk, kavga, sevda, kin, umut, hülya her ne varsa yaşanmışların, hatıraların köküne kezzap döküyorsun.
Sen yüzyılların ortaya koyduğu bir yapıyı, kökünden sökerek tarihe meydan okuyorsun
Bunlara hakkın var mı?
Onu meydana getiren, onu diken…
 Mevcut çevreyi; mekan, malzeme ve mimarisiyle ortaya koyanların eserine müdahaleye, hangi akıl ve hakla sahip oluyorsun.?
Evet, meri kanunlar belki sana bu hakkı verir. Fakat ilahi, tabiii ( şeri ) kanunlar bu hakkı sana vermez.
Yetkin ve sıfatın ne olursa olsun vermez.
Zira  o ağaca tüneyen  serçenin de,  başında ötüşen kumrunun da.. Karşıdaki avını gözleyen karganın da …
Dallarlında gezen karıncanın da..
Çevrede mülkü olup da ona bel bağlayanların, belki yüz yıllar sonra doğacak çocuklarının da..
Hiçbir ilgisi olmasa da  sadece bir kez geçerek birine merhaba diyenlerinde hakları var..
Sen yüzyıllar önce dikilen bir taşı, sütunu kaldırmaya hakkın yok ise Gezi parkını yada başka bir yapıyı  kazımaya hiç hakkın yok.
Ne yapacaksan git başka yerde yap.
Yapacaksan kazıyarak, yok ederek değil.
Yaşatarak, koruyarak çoğaltarak yap..
Hatta mevsimine  dikkat ederek yap..
Tıpkı diktatör Kamal ağa gibi her şeyi silerek, kazıyarak yeniden inşa değil…
 Var olanın üstüne koyarak, yaşatarak, paylaşarak, danışarak, ikna ederek inşa daha sağlıklı.
Daha önemlisi adaletle hükmederek, yapabilmek adamlık.
Kamu gücünü elene geçirip, gariban serçeye, birkaç çiçeğe savaş açmak neyin nesi…
Elbet, onunda KORUYUCUCUSU – GÖZETENi olduğunu nasıl unutursun…?
Akılla doğruyu bulamıyorsan..
Gerekirse karşına mazlumları,  hatta  daha zalimleri çıkararak dize getirir..
Güvendiğin en seçme zalimler, en seçme yağdanlıklar bile mazlumun karşısında mum olur, dize gelir.
Geldi de..
Dizi olmayan, karşısında senin en zalim makinen TOMAlar durdu. Hatta kaçtı.
Sen, masum istek ve insanların arkasına sığınarak meydana çıkan;   daha  zalim ve  pusuya yatmış leş kargalarından parti binalarını hele hele  ata mirası mabetleri korumaktan acizken, neden gidip masum ve mazlum..
Şu İstanbul sıcağında ağzını açmış, biraz serinlik uman kuşların yuvalarını bozarsın.?
Çünkü ağaç, sadece bir KALAS değil, başlı başına bir alemi barındırır..
Kimi  “kalaslar”,  taşa duyurduğumuz  çığlıkları duymadı, duyamadı..Ama kalpleri taşlaşıp akıldan, insaftan uzaklaşanların; heveslerine uyarak, egolarına, dünyevi güç ve saltanatlarına dayanarak ağacında bir canlı olduğunu unutup,  yemyeşil elbiseye büründüğü, çiçeğe, meyveye durduğu, yorgun bedenlerin altında gölgelendiği bir dönemde değil balta vurmak, onları buldozerlerle kökünden kazımak istediler.
Bir ağaç diye bakıp savaştığın alem; dar geldi, savaşı tüm ülkeye yaydın..
Evin sayılan partin tarumar edilip,  hak ile yeksan edildi, en kutsalın bildiğimiz mabedin çiğnendi/çiğnettin..!
Masum ve mazlumlara “Adaletle” yaklaşmayıp  memleketi,  meydanları; pusuda bekleyen  anarşiste/anarşizme, sırtlanlara teslim ettin..

Ben burada ..
Sen ..
 Zulümlerin zirve yaptığı..
Marip’de.. Kızıllıklar  ülkesinde…  Marakeş’de ..
Pön’ün mağruru Aniballar, Kartacalar bi şeyler hatırlatır mı..
Daha güzelini yapmak için bi Haziran günü Neron’un tümünü ateşe verdiği  Roma, Afrika kıyılarından görünür mü ..
Görebilen bulunur mu?
Bilmem..
Fakat;
 Kukaların, kulların, bu gün  senden nemalanan , en kısa zamanda seni terk edecek olanlar SÜR dese de, akıl, vicdan..
En önemlisi; Maripten Maşrıka, bütün aleme,  halkın vicdanına  hükmeden, istediği zaman  Ebabilleri gönderen, senin zulmüne yeter ve  DUR diyor..
Zira o, yok etiğin yeşilin, ağacın, kuşun, kurdun sahibi var..     
Unutma ki, ağaç sadece bir KALAS değildir.
Hoş kalas olsa da nice işlere yarar, nicelerine barınak olur.
Anlayana…
04. Haziran 2013

...................../////////////////////////....................

Herkese Açık · Düzenleyen: Ahmet Kürşat Beylerbeyi, Ahmet Beylerbeyi ve Ayşe Bektaş




LÜTFEN TÜM ARKADAŞLARIMIZI ETKİNLİĞE DAVET EDELİM. BU BİR SANAL EYLEMDİR. HERHANGİ BİR YERDE TOPLANILMAYACAKTIR.
 
 
Necati Çavdar
-Bir karınca ya da bir yaprağa yönelik de olsa - zulümlere ortak olmayız...
Anarşiye, haksız baskına- kıyıma - yıkıma- yakmaya da destek vermeyiz. 
Cepheleşme ve cedelleşme doğru değil... 
Haklı bir kişi de olsa karşısında milyarları da "dik"niz.. Hak, haktır. 
Haklı, azda olsa galip gelir.. 
Milyarlarca ağaç dikseniz ..Fakat Haksız yere bir yaprak koparsanız, yapılanları meşrulaştırmaz. 
Koparılan o bir yaprak, zulüm hanenize yazılır..
Ne diktatörlük, nede anarşi..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder